Posted on: Mayıs 21, 2020 Posted by: Site varsayılanı Comments: 0

Bugün okuduğum bir cümle beni hem çok etkiledi hem de bir gerçekle yüzleşmemi sağladı. Cümleyi olduğu şekli ile paylaşıyorum ” her şeye üzülen ancak hiçbir şey yapmayan insanların olduğu yerdir Ortadoğu ” Ortadoğu için bu bir gerçek mi tartışılır, ancak insan için çok büyük bir gerçek. Özellikle eskiden olan ben gibi. Nasıl mı? Okurken gıpta ettiğim, “tamam iyi güzel de nasıl olacak dediğim” zirve hikâyelerini okumak beni hep etkilemiştir. O insanların yerinde olduğumu hayal etmek, kendimi zirvede görmek inanın çok büyük bir haz olmakla birlikte çok kısa bir zaman içinde büyük bir hüzne dönüşmekteydi. Neden mi?Çünkü mutsuzluğum, iş hayatımda ki mutluluk tuzaklarım beni bu hayallere adım atmaya dahi engel oluyordu. Beni ben yapan tüm her şeyin yerini ben olmadığım, sonradan bana dahil olan negatif bakış açısı ve ” ne yaparsam yapayım kimse değeri bilmeyecek “ düşüncesi tüm zihnimi saran bir sarmaşık gibi benliğime ket vurmuştu.Eski Türk filmlerinden hatırlarsınız; mesleğinde çok iyi bir doktor farklı sebeplerden kendini alkole verir, mesleğinden soğur. Bir gün bir hasta yakını gelir ve bu ameliyatı ondan başka kimsenin yapamayacağını söyler ve ameliyatı yapmasını ister doktor zorla da olsa kabul eder ve çok başarılı bir ameliyatla hastayı kurtarır. İşte bende buna benzer bir sahne yaşadım.
Yapılan bir iş vardı ve ruhum bu işin bu kadar basit yapılmasını kabullenmedi. Bende o doktor gibi önce kendimi sonra işimi ameliyat etme kararı verdim. İlk adımımı attım ve talepkar oldum. Tüm tükenmişliğimi karşıma alıp “bu işi ben yapmak istiyorum” dedim. Sanırım daha fazla geri gideceğim bir alanım kalmamıştı. Sanırım yay artık kopma noktasına gelmiş, atılmayı bekleyen ok menzil için hazırdı. Geriye sadece elimi yaydan çekmek kalmıştı ve çektim. İşe koyulmuşken sürekli eski alışkanlıklarım beni kendilerine çekmeye çalışıyordu. “Yapsan ne olacak, kim fark edecek, eline ne geçecek, amaaan başka işin mi yok?” gibi bir çok sözler, cümleler ve benzer davranışlar. Bunkara verilmesi gereken bir cevap sergilenmesi gereken bir davranış olmalıydı. “Bunu en iyi ben yapabilirim” cevabını ben verdikten sonra hiç düşünmeden devam ettim.
Artık potansiyelimi harekete geçirmiştim, kendimde muhteşem bir güç ve enerji hissediyordum.  Sonra bir adım daha attım ve dikkatleri üzerime çekmeye başladım. Bu adım artık bana sorumluluklar yüklemişti. Dönüşü olmayan bir yola girmiştim bu yol başarı yoluydu ve burada ki en önemli şey istikrardı. Harekete geçip ilk adımı attıktan sonra size yürümeyi öğreten şey istikrardır. Gerçekçi olarak bakmalısınız. Yıllarca komada kalan bir insanın sadece gözünü kıpırdatması onun iyileştiği anlamına gelmeyecektir. İnsanlar bu kırpılan gözün devamını görmek isteyeceklerdir. Eğer adımlarınızı sıralı ve sürekli atmazsanız yürümeyi öğrenemezsiniz.
Ancak sadece yürümek yeterli miydi? Nereye gittiğimizi bilmeden hangi yoldan gittiğimizin bir önemi olmadığı için nereye yürüdüğümüzü bilmemiz şart. Bir amaca, bir hedefe yürümeliyiz. İşte bu yürümenizi anlamlı kılan şey olacaktır. Kuyunun dibinde iken, harekete geçip, hedefine yürüyen bir insana dönüştüren bu yolculuk zirveye giden yoldur.


İçinde olduğunuz durum her şeye  üzülüp hiç bir şey yapmamak ise, aslında iyi bir doktor olduğunuzu bir an önce hatırlamalısınız.

Murat ÖZTÜRK

Genel

Leave a Comment